Biliyor musunuz? Gün içerisinde defalarca katil oluyoruz. Ölmek veya öldürülmek yalnızca insanlara özgü bir olay değil. Çoğu zaman duygularımızı bastırıyoruz, düşüncelerimizi köşelere itiyoruz onları kendimizin dışında tutarak öldürüyoruz, katlediyoruz. Bazen, bilhassa da bir şeyler anımsadığımız zamanlar da misal buruk bir gülüş, hafif hafif gelen bir koku, hoş bir seda hatırımızı ziyaret ettiğinde; çehremizde beliren o gülüşü hep insanlardan saklıyoruz bizi deli zannederler diye fikirmizdekilere gülümseyemiyoruz. Ya da bir otobüs dolusu insanın arasında birden çok derinden gelen bir hüzün bastırdığında, asla gözlerimizin iki damla yağmasına izin vermiyoruz. Hep şöyle düşünüyoruz başka başka gözler, bizi her zaman gözler bu yüzden burası ağlamak için uygun bir yer değil. Böylece hayatımız boyunca ağlamak ve gülmek için uygun yerleri arayıp duruyoruz, duygularımızı yaşamak için bile kendimizi mekana ve zamana göre şartlandırıyoruz. Bize ayrılan sürenin sonuna geldiğimiz de ise aslında yaşamda hiçbir zaman; duygularımızı yaşamak için zamanın ve mekanın hiçbir önemi olmadığını fark ediyoruz ve o son zaman geldiğinde ne yazık ki kazandığımız farkındalıkları uygulamaya dökecek kadar, zamanımız kalmamış oluyor. Hayatın içinde doğal ya da beşeri olarak var olan her şey kendini her zaman bir sona hazırlıyor ve biz sonun gelmesini engelleyemiyoruz lâkin başlangıç ve son arasındaki süreci şekillendirmek tamamen bizim ellerimiz de. Elbette hayatın akışının kölesi olmamak için bazı kurallarınız olmalı ama kurallarınızın kölesi olmayın. Zaman hala çok hızlı geçiyor, ertelenmiş sevinçlere ve hüzünlere geri dönemeyeceğimiz kadar hızlı. Sevgilerimle...
19 Temmuz 2020 Pazar
11 Temmuz 2020 Cumartesi
Geçmişe Gidemeyen Mektup
Bugün fotoğrafına baktım, yıkık dökük ama güzel bir konağın önünde yaşamdan nasibini almış bir adam gibi duruyorsun ben de bugünler de tıpkı arkandaki bina gibiyim. Zaman hiç ırgalamadan yaralayarak geçiyor, eski yaraları da ziyadesiyle kanatıyor. Hiç kabuk bağlamamış bir yara gibisin hayatımın tüm özelinde. Bazen yaşama kapılıp, her şeyi unutuyorum belki de öyle zannediyorum ama sonunda yine hep sana odaklanıyorum. Artık buna bir dur demek istiyorum senden arınmış bir yol bulmak ve o yolda emin adımlarla yürümek istiyorum ama sanki sana sağ elimi vermiş gibiyim, aklımda senin fikrin olmadan hiçbir işe yaramıyorum. Piano dinliyorum bazen, biliyorsun beni çok rahatlatırdı. Benim içim dalgalı bir deniz gibidir; piano ise hep limanım olmuştur bunu da çok iyi bilirsin ama ne zaman Field duysam, gözlerim sağanak sağanak yağan ilkbahar yağmuruna şahit oluyor. Ağlamak kötü değil biliyorum ama senin fikrinle ağlamak... İşte bununla baş edemiyorum. Field'den sonra Valse başlıyor o zaman ağlayarak gülümsemeye başlıyorum hiç bilmediğimiz bir yerde, hiç duymadığımız bir ezgiyle bir daha hiç şahit olamayacağımız bir ahenkle deliler gibi dans etmiştik. Bazen anılar bana hevesle bileğime çizdiğim filin başını kesmişim gibi hissettiriyor. O fili seviyorum ve onu da kendimle birlikte öldürüyorum. Anıları da seviyorum ve onları düşünerek kendimi yavaş yavaş öldürüyorum. Sanırım bu hayattaki en güzel aldanışım sensin ama hiçbir şey bizi dans ettiğimiz vakitlere götürmüyor. Bu mektubu sana yazıyorum ama gönderemeyeceğim, benim fikrimde yaşayan eski sensin ve ben asla geçmişe dönemiyorum. Mektubum da geçmişe gidemiyor. Gelecekten herkes umutlu ama geçmişe gidebilirsek ben hep sana gelirim. Karanlık bir günden sana bu mektubu yazıyorum ve ben seni hep kendimde yaşatıyorum. Biz seninle iki ruh tek beden hem de hiç kimseye sezdirmeden...
19 Haziran 2020 Cuma
Umutlu Yaşamak Şiiri
Geçen gün mor çiçekli bir bitki aldım semt pazarından, eve getirdim iki günde bütün dalları rengarenk çiçek açtı. Adını sorarsanız bilmem, türünü sorarsanız bilmem ama güzel genç aşıklar gibi güzel, yaşamak gibi güzel, umut etmek gibi güzel. Çiçeğime umut dedim, gerçek adını bilmiyorum ama adı umut olsun istedim. Ah biz zaten bildiğimiz, bilmediğimiz her şeyden umut etmez miyiz? Geçen gece saat on ikiyi vurmuş biz umutla çay içiyoruz ha bire şiir yazıyoruz, dinliyor beni Umut, bakıyor bana benden bir baltaya sap olmaz ama Umut, umutlu benden. O gece aşk şiiri yazdım, şiirin adını yaşamak koydum. Ah biz her şeye de bir ad koyarız, adsız olursa olmaz ki deriz... O gece uyumuşum masada Umut hiç ses çıkarmadan beklemiş uyanmamı,uyandığımda yine mor mor gülüyordu. Ne güzel sabah ne güzel Umuda bakarak uyandım. Yaşam diyorum şiir, göze hitap ediyor; kulağa hoş geliyor. Hele bir de aynı masada ya Umutla buram buram umut kokmuştu yaşam sabah uyandığımda. Zaman bir nehir gibi akarak gidiyor hanımlar beyler, kendinize semt pazarından bir çiçek alın adına umut deyin, çiçeğin yanında bol bol yaşamaya dair şiir yazın. Şiirler güzeldir ama yaşam dolu olmak kadar değil. Çiçekler elbet güzeldir ama yaşamaya dair umut etmek kadar değil. Şiirler tabii güzeldir ama umut dolu bir çiçek gibi yaşamak kadar değil. Kendinize çiçek gibi bakın, kendinize umutlu bir çiçek gibi bakın, kendinize yaşamak şiirine umut kokusunu sindirerek bakın. Sevgilerimle...
8 Ocak 2020 Çarşamba
İçimden Kuşlar Göçüyor
Kadınlık; kanatlarında dünyayı taşıyorken semalarda süzülen kuşlar gibi olmaktır. Denizler gibi coşarken; yıllardır sadece hafif esintilerin okşadığı bir göl gibi olmaktır. Evlerden,sokaklardan,şehirlerden usanmışken,sırf kurulu düzen bozulmasın diye uslu uslu yerinde durmaktır.
Hiç-bir zaman bu kurulu düzenlerin kadını olmayacağım. Her zaman koynuma yalnızlığı alıp uyuyacağım. Durgun olan denizleri sevmeyecek, uçmayan kuşlardan hoşlanmayacağım..
Hiçbir eve hiç-bir şehire ait olamadan ölümün kollarının aciz bedenimi sarmasını,beni kör kuyulardaki yalnızlığımdan sonsuzluğa götürmesini bekleyeceğim. Dün onmuşum bugün on sekizmişim yarın otuzmuşum hiç-bir zaman bu rakamları önemsemeyecek ve yalnızlığımı kimseye bulaştırmadan bu dünyadan göçüp gideceğim. Hiç bir zaman hiç-bir çocuğun yarasını öpmeyecek, hiç-bir zaman bir çocuğa öpünce geçecek diyerek pembe yalanlar söylemeyeceğim. Hiç kimseyle biz olmayacağım... Ben yaşayacağım, ben yaşlanacağım ve bir gün yalnızlığın koynunda en tatlı uykumdayken ölmüş olacağım. Ben hiç-bir zaman kurulu bir düzenin sahibi olamayacağım. Yazdıkça kış oluyorum,içim soğudukça kuşlarım göçüyor. Ben hiç-bir zaman yaşımın genç kızı olamayacağım.
Hiç-bir zaman bu kurulu düzenlerin kadını olmayacağım. Her zaman koynuma yalnızlığı alıp uyuyacağım. Durgun olan denizleri sevmeyecek, uçmayan kuşlardan hoşlanmayacağım..
Hiçbir eve hiç-bir şehire ait olamadan ölümün kollarının aciz bedenimi sarmasını,beni kör kuyulardaki yalnızlığımdan sonsuzluğa götürmesini bekleyeceğim. Dün onmuşum bugün on sekizmişim yarın otuzmuşum hiç-bir zaman bu rakamları önemsemeyecek ve yalnızlığımı kimseye bulaştırmadan bu dünyadan göçüp gideceğim. Hiç bir zaman hiç-bir çocuğun yarasını öpmeyecek, hiç-bir zaman bir çocuğa öpünce geçecek diyerek pembe yalanlar söylemeyeceğim. Hiç kimseyle biz olmayacağım... Ben yaşayacağım, ben yaşlanacağım ve bir gün yalnızlığın koynunda en tatlı uykumdayken ölmüş olacağım. Ben hiç-bir zaman kurulu bir düzenin sahibi olamayacağım. Yazdıkça kış oluyorum,içim soğudukça kuşlarım göçüyor. Ben hiç-bir zaman yaşımın genç kızı olamayacağım.
5 Aralık 2019 Perşembe
KÜÇÜK PRENS'TEN SONRA.
Hepimiz çocuktuk, büyüdük büyüdük ve hayata doluştuk.
Hepimiz birer güzel çocuktuk, hepimizin çocukken kendine ait bir dünyası vardı o dünyanin ağaçları,çiçekleri, kuşları, böcekleri her şeyi bizim hayal gücümüze bağlıydı. Sonra büyüdük büyüdük bir dünya da toplandık hepimiz. Bu dünyada çiçekler, kuşlar, böcekler ,ağaçlar her şey paradandı. Bu dünyada hayal yoktu belki de hayal kurmaya zaman yoktu. Sabahları erken kalkmalar, duraklara koşmalar , okullara ve işlere yetişmeler, itişmeler kakışmalar, tartışmalar ve daha nicesi... kalabalık bir dünya da suyundan ayrılmış birer alabalık gibiyiz hepimiz... büyüdük dehşet verici bu büyüklük. Bir ağac hayali kuralım şimdi önce çocuk gibi sonra büyük gibi ağaç hayali kuralım. Bir ağaç hayali kuruyorum şimdi hemde çocuk gibi; kocaman bir dev gibi yeşil yeşil kolları var, kollarında binlerce yeşil çocuğu var yeşil çocuklarının yanlarında rengarenk tomurcukları var, güneşi bekliyorlar güne gülmek için tomurcuklar. Kovuğunun içinde kim bilir kaç böceğin evi var her gece kim bilir kaç böcek sığınıyor kahverengi kabukların altına... Şimdi bir ağaç hayali kuruyorum büyükler gibi; Ağaç işte, yaprakları dalları var. Aman canım ağacında mı hayali olurmuş? Bu kadar işte büyüklük bu kadar. Yaşın büyüyor, ellerin, ayakların büyüyor, boyun uzuyor lâkin o gül güzeli gibi hayal gücün o mis kokulu çocukluk rafında kalıyor ve hiç büyümüyor tam aksine küçülüyor ve yok oluyor. Ne tuhaf şey bu büyüklük. Ne tuhaf şey bu büyüklük ; hiç-bir şeyi merak etmiyor, hiç soru sormuyor, hiç salıncağa binmiyor,hiç koşmuyor ve hiç şaşırmıyor bir kuşun uçuşuna, bir kelebeğin naifligine hiç şaşırmıyor...
Ne tuhaf şey bu büyüklük hiç yaşamıyor...
Hepimiz birer güzel çocuktuk, hepimizin çocukken kendine ait bir dünyası vardı o dünyanin ağaçları,çiçekleri, kuşları, böcekleri her şeyi bizim hayal gücümüze bağlıydı. Sonra büyüdük büyüdük bir dünya da toplandık hepimiz. Bu dünyada çiçekler, kuşlar, böcekler ,ağaçlar her şey paradandı. Bu dünyada hayal yoktu belki de hayal kurmaya zaman yoktu. Sabahları erken kalkmalar, duraklara koşmalar , okullara ve işlere yetişmeler, itişmeler kakışmalar, tartışmalar ve daha nicesi... kalabalık bir dünya da suyundan ayrılmış birer alabalık gibiyiz hepimiz... büyüdük dehşet verici bu büyüklük. Bir ağac hayali kuralım şimdi önce çocuk gibi sonra büyük gibi ağaç hayali kuralım. Bir ağaç hayali kuruyorum şimdi hemde çocuk gibi; kocaman bir dev gibi yeşil yeşil kolları var, kollarında binlerce yeşil çocuğu var yeşil çocuklarının yanlarında rengarenk tomurcukları var, güneşi bekliyorlar güne gülmek için tomurcuklar. Kovuğunun içinde kim bilir kaç böceğin evi var her gece kim bilir kaç böcek sığınıyor kahverengi kabukların altına... Şimdi bir ağaç hayali kuruyorum büyükler gibi; Ağaç işte, yaprakları dalları var. Aman canım ağacında mı hayali olurmuş? Bu kadar işte büyüklük bu kadar. Yaşın büyüyor, ellerin, ayakların büyüyor, boyun uzuyor lâkin o gül güzeli gibi hayal gücün o mis kokulu çocukluk rafında kalıyor ve hiç büyümüyor tam aksine küçülüyor ve yok oluyor. Ne tuhaf şey bu büyüklük. Ne tuhaf şey bu büyüklük ; hiç-bir şeyi merak etmiyor, hiç soru sormuyor, hiç salıncağa binmiyor,hiç koşmuyor ve hiç şaşırmıyor bir kuşun uçuşuna, bir kelebeğin naifligine hiç şaşırmıyor...
Ne tuhaf şey bu büyüklük hiç yaşamıyor...
12 Kasım 2019 Salı
Öykü gibi 3
Çaydanlığım kederden eskimiş, mutfağın boynu bükük. Çay bardaklarım hüsrana uğramış. Sızım sızlıyor çiçeklerim bana ait olan her şey incinmiş, incitilmiş. Gramafondaki pikap bağır bağır bağırıyor elbet bir gün buluşacağız diyor sonra Müzeyyen hiç durmadan fikrindeki ince gülden bahsediyor. Zaman aleyhime işliyor zaman beni tüketmeye çalışıyor kalkıp çay koyayım diyorum, çaydanlık eskimiş, çay bitmiş, çayın yareni gitmiş. Kalkıp şu pencereyi açayım diyorum hava alsın şu cehennem odam diyorum, pencereler kitlenmiş, pervazlar duvarlara çivilenmiş. Kalkım gideyim bu evden bu şehirden diyorum kapıyı açmaya bile mecalim kalmamış. Biri beni tüketmiş, biri beni bitirmiş...Biri beni yarim bırakmış, yalnızlığa bırakmış.
19 Ekim 2019 Cumartesi
Öykü gibi 2
Birbirimize vakit bulmak için günün yirmi beş saat olmasını bekler dururduk. Başka yerlerde başka telaşlara kapılıp biz olmayı hep unuturduk. Ömrümüz yanan bir mum gibiydi gün geçtikçe eksilir gün geçtikçe az az biterdi ama biz her zaman daha çok koşma daha çok çalışma peşindeydik. Gün biterken bir saatten az bir sürede uyku bizi teslim almadan hemen önce birbirimizi bir an anımsar tekrardan biz olmadan geçen bir günün daha yorgunluğunu atmak için uykuya teslim olup giderdik. Ertesi gün ve onun ertesindeki bütün günlerde hep böyle olmaya devam etti. Her gece gelen birinin bana gerçekten gelmesini ve benimle tamam olmasını tıpkı Ahmed Arif'in bir kelime için 16 yıl beklemesi gibi bekledim, hiç umutsuzluğa yer vermeden, hiç soldurmadan çiçeklerimi onu bir baharmış gibi bekledim. Ne oldu ? Ne oldu ? Gelmedi. Oysa ki gelmemesini de beklediğimi zannederdim hatta gelmiyor olmasının katlanır yanının, eksik yanımdan daha güçlü olduğunu düşünür ve bunun beni daha güçlü yaptığını zannederdim, yanılmışım. Bunu anladığımda henüz çok çocuktum, ruhumun hiç büyümeyen yanı beni hep acılarla baş etmeye ve çok çocuk olmaya zorlar dururdu. Bazen kendimi tıpkı yokuştan aşağı dökülmüş su yerine koyardım ve yolun eğiminin beni götüreceği yere kadar götürmesini ister ondan sonra da beni ordan güneşin sıcaklığının göğe çıkarmasını beklerdim çünkü ben hep farklı coğrafyaların yağmuru olmak isterdim. Nerde bulunursam bulunayım hiç ait olmadığım bir yerdeyim ben. Hiç gitmeyen kuşlar için hiç bitmeyen bahar lazım, hiç ölmeyen bir insana da tasasız bir hayat lazım. Belki ben bu hikâyenin yeri,olayı,zamanı, kahramanı değilim. Yaşamıyoruz ama yaşıyoruz gibi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
BİR ÇİFT DENİZ BİR AVUÇ SU OLMUŞ
Sus artık sevgili zihnim! Yaşam bir çelişkiler yumağı çünkü; Kes sesini lanet zihin! Yazamıyorum. Aptalın tekiyim. Ölemiyorum lanet olsun ...
-
Birbirimize vakit bulmak için günün yirmi beş saat olmasını bekler dururduk. Başka yerlerde başka telaşlara kapılıp biz olmayı hep unuturduk...
-
Bugün fotoğrafına baktım, yıkık dökük ama güzel bir konağın önünde yaşamdan nasibini almış bir adam gibi duruyorsun ben de bugünler de tıpkı...
-
Hepimiz çocuktuk, büyüdük büyüdük ve hayata doluştuk. Hepimiz birer güzel çocuktuk, hepimizin çocukken kendine ait bir dünyası vardı o düny...